Basin Bildirisi 05.08.2022 Küresel ekonomin içinde bulundugu yüksek enflasyon sürecinin, Rusya-Ukrayna savasinin yarattigi jeopolitik risklerin etkisiyle siddetlenmesi ve enflasyonu dizginleyebilmek adina dünyanin önde gelen merkez bankalarinin agresif faiz artislarina giderek daraltici para politikasi uygulamalarinin, bu sefer de resesyon olgusuna yol açma ihtimalinin belirmesi, hatta resesyonun somut belirtilerinin ortaya çikmaya baslamasi ile, dünya ekonomisinin mevcut sorunlarina yeni bir boyut eklenmis oldu. Ülkemiz ekonomisi ise; küresel ekonomik sorunlara eklemlenen önemli iç makro ekonomik meseleleri ile adeta örs ile çekiç arasinda kalmis durumda bugün. Dün açiklanan Temmuz 2022 rakamlariyla %80 e ulasan yillik tüketici enflasyonu ve %145 seviyelerine çikan ve de önümüzdeki aylarda tüketici enflasyonunu arttirmasi kaçinilmaz olan üretici enflasyonu ile çok yüksek fiyatlar genel düzeyi ve artmaya devam ederek enflasyonu besleyen ve kur-enflasyon sarmalina neden olan döviz kurlari temel makro sorunlarimizdan. Öte yandan ekonomi yönetimi, yüksek enflasyona ragmen Ortodoks (geleneksel) politikalarin disina çikarak pes pese faiz indirse de, piyasa faizlerinin politika faizini takip etmeyerek aksine hizla yükselmesi sonucunda, is dünyasi su anda yillik ortalama %45-50 lere varan ticari kredi faiz oranlariyla karsi karsiyadir. Çok yüksek finansman maliyetlerin yaninda bankalarin risk istahlarinin düsük olmasi dolayisiyla, kredi kullandirmaya gönülsüz olmalari ve su anda kredi musluklarini adeta kapatmis bulunmalari, yüksek enflasyon nedeniyle isletme giderleri çok artmis ve de isletme sermayesi ihtiyaçlari had safhaya çikmis bulunan firmalar açisindan, yasamsal bir soruna dönüsmüs bulunmaktadir. Yatirimin, üretimin, istihdamin, büyümenin ve nihai olarak kalkinmanin tasiyici kolonu durumunda bulunan reel sektörün, finansmana uygun faiz oranlariyla ve hizli bir biçimde ulasabilmesi, sürdürülebilir bir ekonominin olmazsa olmazi durumunda oldugundan, krediye erisememe sorununun bir an evvel çözülmesi gerekmektedir. Sicak bir tartisma olan hammadde, ara mali ve döviz stoku bulundurma meselesine gelince; hizli fiyat artislari ve zaman zaman yasanan tedarik sorunlari karsisinda faaliyetlerini araliksiz sürdürebilmek kaygisi tasiyan firmalarin, maliyetlerine katlanarak stok bulundurmalarinin stokçuluk olarak degerlendirmesi en hafif deyimle bir empati eksikligidir. Hele hele ihracat yapsa da, ihracatin ithalata bagimlilik oraninin %70 lerin üzerinde oldugu ülkemizde, üretebilmek için birçok girdiyi ithal etmek durumunda olan firmalarin, kur oynakliginin yüksek oldugu mevcut ortamda, kur riskini yönetebilmek için döviz bulundurmalari son derece olagandir. Ayrica da döviz borçlusu sirketlerin ödemelerinin düzenliligi açisindan döviz varligina sahip olmalari normal karsilanmalidir. Tek tek agaçlara bakmayi birakip ormanin bütününe baktigimizdaysa; çogu makro ekonomik sorunumuzun aslinda konjönktürel degil yapisal oldugunu, dolayisiyla da kanseri vitaminlerle tedavi etmeyi andiran günübirlik uygulamalarla çözülemeyeceklerini, kalici çözüm için yapisal reformlarin sart oldugunu kavramamiz gerekmekte. Günümüz dünyasinda saglikli ekonomilerin demokrasinin ve de hukuk devletinin kalitesine bagli oldugu, demokratik kurumlarimizi ve hukuk devleti ilkelerini güçlendirmenin ekonomik kalkinmamiz açisindan elzem oldugu düsünülürse, öngörülebilir ve istikrarli bir ekonomik iklim yaratilarak tüm aktörlere güven telkin edilebilmesi için, reformist bir yaklasimla demokrasi-hukuk devleti-ekonomi sacayaginin, öncelikle demokrasi ve hukuk devleti ayaklarinin yerli yerine oturtulmasi büyük önem tasimaktadir. GÜNEY EGE SANAYI VE IS DÜNYASI FEDERASYONU